Karaciğer hücrelerinde yağ birikmesiyle ortaya çıkan hastalık, bazı kişilerde yıllarca belirgin bir şikâyete yol açmayabiliyor. Ancak süreç ilerlediğinde inflamasyon ve hücre hasarı gelişebiliyor.
Prof. Dr. Zülfikar Polat, zaman içerisinde oluşan fibrozisin karaciğerde küçülme ve sertleşmeye neden olabileceğini, hastalığın portal hipertansiyon ve siroza kadar ilerleyebildiğini belirtiyor. Siroz geliştikten sonra karaciğer kanseri riskinin de arttığına dikkat çekiyor.
Diyabetlilerde oran yüzde 90’a çıkıyor
Hareketsiz yaşam, sağlıksız beslenme, obezite, diyabet ve insülin direnci karaciğer yağlanmasıyla yakından ilişkili.
Polat, özellikle metabolik yağlı karaciğer hastalığının obezite, insülin direnci, hipertansiyon ve ürik asit yüksekliğiyle seyreden metabolik sendromun bir bileşeni olduğunu, bu tablonun kalp ve damar hastalıkları açısından da risk oluşturduğunu söylüyor.

Tedavide hareket ve beslenme öne çıkıyor
İleri siroz gelişmemiş hastalarda karaciğer yağlanmasının yaşam tarzı değişiklikleriyle büyük ölçüde geriletilebildiğini belirten Polat, doğru beslenme ve düzenli egzersizin tedavinin temelini oluşturduğunu vurguluyor.
Özellikle düzenli yürüyüş ve bisiklet gibi büyük kas gruplarını çalıştıran aktiviteler, insülin direncinin azaltılmasına yardımcı olabiliyor.
Fazla meyve tüketimine dikkat
Karaciğer yağlanmasının yalnızca yağlı yiyeceklerle ilişkili olmadığını belirten Polat, fazla tüketilen şekerli gıdaların karaciğerde yağa dönüşebildiğini söylüyor. Meyvenin de aşırı tüketildiğinde içerdiği fruktoz nedeniyle yağlanmaya katkıda bulunabileceğine dikkat çekiyor.
Beslenmede hamur işleri ve çok yağlı yiyeceklerin sınırlandırılması, Akdeniz tipi beslenmenin tercih edilmesi öneriliyor.
Basit tetkiklerle takip edilebiliyor
Karaciğer fonksiyon testleri, ultrasonografi ve insülin direnci ölçümleri tanı ve takipte kullanılabiliyor. Riskli hastalarda ise FibroScan ile karaciğerdeki hasar ve yağlanmanın derecesi değerlendirilebiliyor.
