Kolon kanseri, kalın bağırsağın iç yüzeyini kaplayan hücrelerin kontrolsüz çoğalması sonucunda gelişiyor. Hastalığın ortaya çıkmasında yaş, aile öyküsü ve genetik yatkınlığın yanı sıra beslenme ve yaşam tarzı da etkili olabiliyor.
Prof. Dr. Abdulcabbar Kartal, özellikle işlenmiş etlerin ve aşırı miktarda kırmızı etin tüketilmesi, obezite, hareketsizlik, sigara ve alkol kullanımının risk artışıyla ilişkilendirildiğini söyledi.
Son yıllarda genç yaşlarda görülen vakalardaki artışın tarama önerilerini de değiştirdiğini belirten Kartal, “Birçok uluslararası kılavuzda, ortalama risk taşıyan bireyler için taramaya başlama yaşı 50’den 45’e indirildi. Ancak ailesinde kolon kanseri bulunan veya belirli risk faktörlerini taşıyan kişilerde taramalara daha erken başlanması gerekebilir” dedi.
Kartal, sağlıklı beslenme ve hareketli yaşamın riski azaltabileceğini ancak düzenli taramanın yerini tutmadığını vurguladı.
Dışkıda kan ve bağırsak alışkanlıklarındaki değişikliklere dikkat
Kolon kanseri erken dönemlerde herhangi bir belirti vermeden gelişebiliyor. Bu nedenle kişinin hiçbir şikâyetinin olmaması hastalığın bulunmadığı anlamına gelmiyor.
Dışkıda kan görülmesi, bağırsak alışkanlıklarında yeni başlayan ve devam eden değişiklikler, açıklanamayan kilo kaybı, karın ağrısı ve nedeni belirlenemeyen demir eksikliği anemisi dikkatle değerlendirilmesi gereken belirtiler arasında bulunuyor.
Kartal, “Elbette bu belirtilerin her biri kanser anlamına gelmez. Ancak özellikle dışkıda kan görülmesi ya da şikâyetlerin devam etmesi durumunda hekime başvurmak gerekir” ifadelerini kullandı.
Kolonoskopiyle kanser gelişmeden müdahale edilebiliyor
Kolon kanseri taramalarının önemi yalnızca hastalığı erken dönemde tespit etmekle sınırlı değil. Kolonoskopi sırasında kansere dönüşme potansiyeli bulunan bazı poliplerin belirlenerek çıkarılması da mümkün.
Kolon kanserlerinin önemli bir bölümünün bağırsak iç yüzeyinde gelişen poliplerden kaynaklandığını belirten Kartal, bazı poliplerin yıllar içerisinde kansere dönüşebildiğine dikkat çekti.
“Kolonoskopi sayesinde bu oluşumları henüz kansere dönüşmeden tespit edip aynı işlem sırasında çıkarabiliyoruz” diyen Kartal, yöntemin hem erken tanı hem de kanserden korunma açısından önemli olduğunu söyledi.
Dışkıda gizli kan ve dışkı DNA testleri de uygun kişilerde tarama amacıyla kullanılabiliyor. Ancak bu testlerin kolonoskopinin birebir karşılığı olmadığını belirten Kartal, pozitif sonuç alınması durumunda kolonoskopi yapılması gerektiğini ifade etti.

Kapalı ve robotik cerrahi iyileşme sürecini kolaylaştırabiliyor
Kolon kanserinde tedavi; hastalığın evresi, tümörün bulunduğu bölge ve hastanın genel sağlık durumuna göre planlanıyor.
Erken evrede temel tedavi çoğunlukla cerrahi olurken, ameliyat sırasında tümörün bulunduğu bağırsak bölümü ilgili lenf bezleriyle birlikte çıkarılıyor. Bazı hastalarda ameliyat sonrasında kemoterapi uygulanabiliyor.
Laparoskopik ve robotik cerrahi ise uygun hastalarda daha küçük kesilerle ameliyat yapılmasına olanak sağlayabiliyor. Bu yöntemler ameliyat sonrası ağrının azalmasına, hastanede kalış süresinin kısalmasına ve günlük yaşama daha erken dönülmesine katkıda bulunabiliyor.
Kartal, her hasta için tek bir yöntemin en iyi seçenek olarak değerlendirilemeyeceğini belirterek, önceliğin kanserin güvenli ve doğru şekilde tedavi edilmesi olduğunu vurguladı.
Tümörün genetik özellikleri tedaviyi yönlendirebiliyor
Kolon kanseri tedavisindeki önemli gelişmelerden biri de tümörün moleküler ve genetik özelliklerinin incelenmesi.
Kartal, “Artık yalnızca kanserin hangi evrede olduğuna bakmıyoruz. Tümörün hücresel ve genetik özelliklerini de değerlendirerek hangi tedavinin daha etkili olabileceğini araştırıyoruz” dedi.
Özellikle ileri evre hastalıkta moleküler testler tedavi seçiminde önemli rol oynayabiliyor. Bazı hastalarda kanser hücrelerinin belirli özelliklerini hedef alan ilaçlar kullanılabilirken, uygun moleküler özelliklere sahip tümörlerde immünoterapi de tedavi seçenekleri arasında değerlendirilebiliyor.
Likit biyopsiyle tekrarlama riski takip edilebiliyor
Kolon kanserinde düzenli takip de tedavi sürecinin önemli bir bölümünü oluşturuyor. Tedavinin ardından hastalığın tekrarlama riskini değerlendirmek amacıyla muayene, kan testleri, görüntüleme yöntemleri ve gerektiğinde kolonoskopiden yararlanılıyor.
Son yıllarda üzerinde çalışılan yöntemlerden biri de likit biyopsi. Bu yöntemle kanda dolaşan ve tümöre ait olan DNA parçaları araştırılabiliyor.
Kartal, likit biyopsinin bazı hastalarda hastalığın tekrarlama riskine ilişkin geleneksel yöntemlerle henüz saptanamayan bilgiler sağlayabildiğini ancak yöntemin henüz her hastada rutin olarak kullanılmadığını belirtti.
Test sonuçlarının hastanın klinik durumu ve diğer tetkiklerle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Kartal, kolon kanserinde erken tanı ve düzenli takibin önemine dikkat çekti.
